|

EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER

Uzunca süreli bir ertelemeden sonra artık gitme vakti geldi dedim ve Askerlik Şubesinin yolunu aldım. Askerlik Şubesinin girişinde er’in cep telefonumu kapatıp bırakmam gerektiğini söyleyince içimden bir eyvah çektim. O an doktor olmuşsun, tıp eğitimi almışsın hepsi hikaye…Heyecan içinde bir üst kata çıktığımda ve işlemlerimi tamamladığımda ağzı kapalı sarı bir zarf elime verilmişti. Bu zarfın asla açılmaması ve tahrip olmaması gerektiği söylenince o zarf en değerli varlığım olup çıkıvermişti. Benim can ve mal güvenliğim hiç önemli değildi ama o zarfın inanılmaz önemliydi. Evimin başköşesinde zarfımı 10 gün kadar ağırladıktan sonra celbe katılmak üzere Samsun’a doğru hareket etme vakti gelmişti.

Samsun’a o güne kadar defalarca gitmeme rağmen, o gidişim hayatımın en önemli, en anlamlı, en heyecanlı seyahati idi. Ailemle vedalaştıktan sonra, yaşı 33’e gelmiş bir insanın nasıl askere uğurlanması gerektiğini kimse bilmeden heyecan ve hüznün karışık olduğu bir duyguyla soğuk bir kış sabahı Samsun’a doğru hareket etmiştim. Uçak Samsun’a doğru inişe geçtiğinde uçağın camından askerlik yapacağım birliği görme çabasına girmiştim. Neresiydi hiç bilmiyordum, görseydim ne olurdu yine bilmiyordum ama içgüdüsel bir şekilde kışla görüntüsü olan yerleri gözlerim tarıyordu. Ama nafile. Hiçbir şey göremedim Samsun’un evlerinden başka.

Benim katıldığım celpte teslim olma günleri, Cuma-Cumartesi idi. Yani iki gün. Cuma sabahı Samsun’a ayak basmıştım. Sanki içimde o an Atatürk’ten sonra Samsun’a çıkan en önemli insanlardan birisi olarak hissettim kendimi. Ve bu duygu içimi hoş bir şekilde sarıverdi. Bu duyguyla atladığım taksiye doğru otele çekmesini söylediğimde, artık yavaş yavaş gerçeğin yaklaştığını da fark etmiştim. Otele yerleşip bir Samsun sabahı kahvaltısı yapmış ve daha önce defalarca gezdiğim Samsun’u bu kez çok farklı bir şekilde ve duyguyla gezmiştim. Hele ki öğleden sonra saçımı asker modeli için kısalttığımda artık asker olduğumu iyice hissetmeye başlamıştım. Daha önce askere giden arkadaşlarımdan elde ettiğim bilgilere göre gereksinimlerimi tamamını İstanbul’dan sağlamış olsam da yeniden ihtiyaçlarımı gözden geçirmiştim. Tıraş malzemeleri, el kremleri, kalın çoraplar, tırnak makası, nevresimleri tutturabilmek için çengelli iğneler vs. vs… Bir çengelli iğnenin hayatımda bu kadar önemli bir yer tutabileceğini hiç tahmin etmemiştim doğrusu. Şu an itibariyle tabiatta var olan canlı ve cansız her şeye saygım sonsuzdu artık. Her şey heran lazım olabilirdi doğrusu.

Cuma gecesi belki de hayatımın en uzun ve en heyecanlı gecelerinden birisi olmuştu doğrusu. Gözümü uyku tutmamıştı. Ne olacaktı, beni ne gibi bir ortam bekleyecekti, bunları bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Tek bildiğim şey nevresimlerimi tutturmak için çengelli iğnelerimin olduğu, kıyafetlerimin eskizsiz olduğu idi.

Cumartesi sabahına uyandığımda biliyordum ki artık bu gece bir asker olarak uykuya dalacaktım. Sabah kahvaltımı, sanki sivilde bir daha hiç kahvaltı yapamayacakmış gibi uzattım da uzattım. Ama zaman hızlı geçti. Artık yavaş yavaş Sahra Sıhhiye Okuluna doğru yol alma vakti gelmişti. Samsun’dan çok iyi dostum Rıdvan ağabeyimin eşliğinde Okul’a doğru yola çıktık. Seçtiğim saat öğleden sonra ortalama 15 civarı idi. Bu saat daha önceki celbe katılmış olan arkadaşlarımın verdiği tüyolar doğrultusunda seçtiğim bir saatti. Erken saatlerde katılmak mihmandar olmaya neden olurmuş. Mihmandar demek rehber demek. Geç katılmak ise celbe katılanların yoğunlaşacağı bir saatte olacağı için kayıt işlemlerinin, kılık kıyafet seçimlerinin ve diğer yapılması gereken şeylerin gecikeceği anlamına gelmesi ve gecenin bir yarısını bulacağından dolayı bu saati tercih etmiştim.

Sahra Sıhhiye’nin kapısına geldiğimde Rıdvan abi ile vedalaşarak çengelli iğnelerimin de içinde bulunduğu valizimi X-ray’den geçirmiştim bile. Ok yaydan çıkmıştı artık. Asker olmuştum artık. Sanki hala olanlara inanamıyordum. Nizamiye denilen giriş kapısı ilk durağımızdı. Valizlerimizin kontrol edileceği, ilk kayıtlarımızın alınacağı yere gelmiştim. Orada benim gibi meraklı, heyecanlı, endişeli bir bilinmez surat ifadesi taşıyan insanlar görmüştüm. O insanlar diye bahsettiğim kişilerin sonra ki yaşamımda yer alacak en iyi dostlarımdan birileri olacağını hiç tahmin bile edemezdim. Belli bir yaş dan sonra insanın gerçek dostları olmaz diyenlerin ne kadar yanıldığını askerlik hizmetimi yaptığım süre içinde görmüştüm…Kontrollerimiz yapıldıktan sonra benim de içinde olduğum gurubu küçük bir otobüse alıp artık kalacağımız bölgeye doğru hareket etmiştik. Benim de içinde olduğum bu gurup artık Samsun’da geçireceğimiz bir aya damgasını vuracak gurupta. Gerçi sonra boy sıralamasına göre yeniden bir düzenleme yapmışlardı ama bu ekibin boyu hemen hemen bir benzer olduğundan devamlı yan yana olmuştuk. O gün artık yeni kıyafetlerimle tanışma zamanı gelmişti. Gerçi benim katıldığım celp, çift sayılı celp olduğundan sadece tıp doktorlarının katılabildiği celpti. Tek sayılı celplere doktorlar yanı sıra, eczacı, diş hekimi, rehberlik-psikolojik danışmanlar, fizyoterapistler gibi diğer sağlık sınıfları da katılabiliyordu. Yani katıldığım celpte toplamda sayımız az olmasına rağmen yine de hayatımda bu kadar kalabalıkla ilk kez vakit geçirecektim artık. O kadar kalabalığa rağmen, kıyafetlerimizi dağıtan sorumlu kişi, tek bir bakışta bedeninize uyan kamuflajı veriyor ve neredeyse hata payı sıfır oluyordu. Daha önce aldığımız tiyolara göre ayakkabı numaralarımızdan 1 numara fazla söyleyerek botlarımızı da almıştık artık. Yeni kıyafetlerimizi giyindiğimiz anda artık tamamen apayrı dünyanın bir insanı olmuştuk. Uzunca bir süre aynanın karşısında kendime bakmıştım. Acaba benmiydim bu. Bu bensem ben kimim? Arkadaşlarıma baktım onlarda aynı.

Herkes aynı kıyafet. Kamuflajlarımıza gözümüz alışmıştı artık. Yeni kıyafetlerimizle yapılan ve genel yeteneği ilgilendiren ilk sınavımızdan sonra artık küçük ayrıntıları halledip, odalarımızın belirlenmesi sırasına gelmişti zaman. Artık efsane oda kadromuz belirlenmişti…Can dostum cerrah Faruk, dünyanın en mükemmel insanlarından anestezist kemal, gönlü geniş nefrolog tamer, espri üstadı ürolog cem, askerlik gibi bir dönemde bile müsait olduğu ilk fırsatta yatabilmesi nedeniyle dekübit yaralarına açık olan gözcü sezer, hep birlikte mecburi hizmet kurası heyecanına bizi ortak eden kadın doğumcu filip, samsun’da boş zamanlarında ne yaptığını bir türlü anlayamadığım ortopedist ahmet…Ekiple geçen ilk gecemiz son derece yoğun geçen cumartesi gecesiydi. İçimden, nasılsa yarın pazar, öğleye kadar uyurum diye düşünmeye başlamışken, bölük komutanımızın, sabah 5.30 ‘da kalkmamız gerektiğini söylemesi hayallerimi altüst etmişti. Pazar sabahına ilk kez bu kadar erken uyanmıştım doğrusu. Ne zor gelmişti bana erken kalkmak… İctima denilen, komutanlık bahçesinde sırasına ve usulüne göre toplanma işlemini gerçekleştirdikten sonra ilk kez sabah kahvaltımız yapmak üzere yemekhaneye yönlenmiştik. Yemekhanenin hemen girişine dizayn edilmiş açık büfe tarzında kahvaltı malzemelerinin dizili olduğunu görüp hepsinden tabaklarımıza dolduruvermiştik. Ama çok geçmeden uyarı gelmişti. Alınması gerekenler sayılıydı. Her an yeni bir şeyler öğreniyorduk. Daha neler öğrenecektik kimbilir… Aynı ekiple yemekhane ortamında da birlikteydik. Bu mecburi bir birliktelik. Tam karşımda tamer oturuyordu. Tamer, eminim ki eşiyle bile bu kadar devamlılık gösteren ve düzenli öğünlerden oluşan yemek yememiştir. Artık birbirimizin hangi yemekleri yediğini, yemek sırasında ki içgüdüsel hareketlerimizi ve her şeyimizi tamamen öğrenmiştik.

Sabahları erken uyanıyor, kahvaltımızı yapıyor ve ictima alanında birikiyorduk. O günün eğitim programında ne varsa onu belli bir disiplin ve düzen içerisinde uyguluyor idik. Tabi ki yaş ortalaması bizim gibi epeyce ilerlemiş doktor gurubundan oluşan asteğmen adaylarına belli başlı hareketleri öğretmek, sanırım komutanlarımızı oldukça zorladı. Çok iyi ve zorlu bir eğitim alan, textbooklar okuyan, her türlü zorluğa göğüs germe yeteneğini üst düzeyde geliştiren doktorlar, basit hareketleri yapmakta öylesine zorlanıyordu ki…Ama öyle ya da böyle askerliğin a, b, c’sini öğrenmiştik.

Genel olarak sayımız diğer celplere oranla az olduğu için, günlük ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlanmadık doğrusu. Duşda, lavobada, yemekhanede, telefonda yada diğer yerlerde genellikle sıra beklemedik. Bu da sadece doktorların katıldığı bir celp olmasının avantajıydı sanırım. Ancak şiddetle bozuk paraya ihtiyaç olduğunu çok geçmeden fark ettik. 10 kuruşun varsa çayı içersin. 1 liran varsa, iki seçenek var; ya 1 liraya 10 kuruşluk çay içersin yada 10 tane alıp diğer arkadaşlarına da ısmarlarsın. Genellikle ikinci şık daha çok tercih ediliyordu. Ayrıca kantinde diğer temel gıda veya temel gıda harici şeyleri çok ekonomik fiyata temin etmek mümkün idi.

Artık Samsun’da ki son günlerimiz yavaşça yaklaşıyordu. Başladığımız günlerde bize dağıtılan 12 kitapçıktan oluşan bir yazılı sınav ve atış ile ilgili bir pratik sınav yapılacak ve bu sınavdan aldığımız notlar genel davranış ile ilgili disiplin puanına dahil edilecek ve sınavda sıralamamız belli olacaktı. Yazılı sınav, dağıtılan kitaplardan ve anlatılan konuları içeren orta zorluktaki bir sınav şeklinde idi. Ardışık günlerde iki kez yapılan bir sınavdı. Bu sınav artık Samsun’daki son sınavımızdı. Sınav sonuçlarımız ve heyecanla beklenen kadrolar açıklanmıştı. Artık kura gününü, büyük günü beklemeye başlamıştık.

O sabah herhalde hayatımın en heyecanlı günlerinden biriydi. Bütün asteğmenler komutanlarımız nezaretinde salonda toplanmıştık. Artık sıra ile açıklanan kadroların kuralarını çekme vakti gelmişti. Ben ve arkadaşlarım sırası ile kuralarını çekmişti. Çok farklı duygular bir aradaydı gerçekten. Ama herkes de vatan borcunu ödemenin birinci adımı olan Samsun ayağını bitirmenin verdiği gurur ve heyecan vardı. Ve ilginç olan, sahra sıhhiyenin 15 numaralı efsane odasından ben dahil 5 kişinin aynı hastaneyi kurada çekmesi inanılmaz bir tesadüftü.

Artık bütün arkadaşlarımızla kurada çektiğimiz hastanede buluşmak üzere vedalaşma vakti gelmişti. Öncelikle bize gerçekten şefkatli, içten ve samimi davranan komutanlarımızla, ardından da can ciğer arkadaşlarımızla vedalaşıp 15 günlük izin müddetine adımımızı atmıştık.

Bu satırları okuyan XY kromozomlu arkadaşlarımın yaşadıkları ve yaşayacakları tamamen gerçek bir hikayeydi bu. En büyük asker bizim asker…

Dr. Fatih SELÇUKBİRİCİK

Bu yazı 7632 defa okundu.


Yazarın diğer yazıları :

Yorum yapın :