|

ANNELER KÜSMEZ…

Bugün artık annemin tetkikleriyle uğraşmam lazım diyerek evden yine hızlı, koşturmacalı bir şekilde İstanbul trafiğine kendimi atmıştım. Ev ile hastane arasında sürmesini beklediğim yaklaşık 35 dakikalık yolda günlük yapmam gereken işler, hasta, hasta yakınları, hocalar, öğrenciler, diğer meslektaşlarım, personel ve hemşirelerle nasıl iletişim kurmam gerektiği konusunda yeniden her sabah olduğu gibi bu sabahta hızlı bir şekilde kendimi gözden geçirmiş ve yeniden kendimi resetlemiştim. Ancak her sabah olduğu gibi bu sabahta annemim uzun süredir benden talep ettiği ve defalarca ertelemek zorunda kaldığım bazı incelemeleri ve hastalığını takip eden hocadan randevu isteğini yerine getirme çabası yine düşünce sırasında yerini almıştı. Bugüne kadar defalarca sıraya girmişti. Ama gün içerisinde bir türlü yapma fırsatı olmamıştı. Bu gün kararlıydım…Aslında dün bunları detaylı bir şekilde düşünmüştüm ama olmamıştı. Bugün tekrar düşünmem gerekiyordu. Hekimlik kutsal meslekti ya.. öyle mesleğe adım atmıştık ya…

O kutsal meslekte sadece ve sadece kendimizi hastalarımıza adamamız gerekiyordu. Hasta dışında hiçbir aktiviteye katılmamak gerekiyordu. Öğle yemeğine gitmek günah ve suçtu. Tuvalete gitmekte ne demek ti. Tuvalet zamanımıydı. Akşam evinde tuvaletini yapardı gariban doktor. En iyisi güzel silikonlu sondaydı belki de. Anneden babadan gelen telefona bakılmazdı. Bakmamalıydı doktor. Yüksek sesle kahkaha atamazdı. Atmamalıydı doktor. Ayıptı. İçi kan ağlasa da yüzü gülmek zorundaydı. Maddi veya manevi bir sıkıntıyla hastaneye geldiğinde her şeyi geride bırakma zorundaydı doktor. Her şeyi. Suratınız gülmezse hasta ve hasta yakınları tarafından anında suratı amma da asık, insanlıktan nasibini almamış doktor yakıştırmasını alırdı. Hastanın psikolojisini güler yüz ve tatlı dil iyileştirebilirdi. Ama doktorun psikolojini hiç umursayan yoktu. Nasıl olsa doktor iyi psikolojisi olan kişiydi. Başka bir kuruma gittiğinde bir karış suratla karşılaşan insanlar hastanede gülümseyen yüzünüzü görmediğinde suratsız doktor oluverirdiniz. Hayat buydu…

Bu düşüncelerle hastane kapısından içeri girdiğimde zamanın nasıl geçtiğiniz anlamamıştım…

Ama artık bugün annemin randevularını alacaktım…Onunla ilgilenecektim. Hatta unutmamak için anneme gün içinde bir hatırlatıcı telefon açmasını da öğütlemiştim.. Arabamı park edip polikliniğe doğru yürürken günün ilk ikramı olarak arkadan birisi hocam hocam diye bağırıyordu. Elinde tetkikler, bunları siz istemiştiniz bir göz atabilirmisiniz, içim bir rahatlasın dediğinde, içinin rahatlaması için poliklinikte sırası geldiğinde bakmamız gerektiğini ayaküstü bakılmasının doğru olmayacağını söylediğimde az önce hocam diyen ve sahte bir gülücükle gelen kişi anında sert bir tavır takınarak ne olur ki şurda bir baksan. Çok merak ediyoruz…Benim şalterler çoktan atmıştı. Kalemde ilk golü sabah 07.30 sıralarında serbest vuruştan yemiştim. La havle çekerek odama doğru yönlendim. Tam içeri girecekken bir hasta yakının sesini duydum o an. ‘’ Hocam dün babama minoset vermiştin ya. O babamı komaya soktu’’. Skor 2-0…Tam içeri adım atacaktım ki, yine bir ses. Hocam bize öğleden sonra randevu vermiştiniz ama şimdi bakmanız mümkün mü?Tam içeri adım atacaktım ki, yine bir ses. Hocam bize öğleden sonra randevu vermiştiniz ama şimdi bakmanız mümkün mü? İne bir la havle çekmiştim. Skor 3-0..Ama bugün annemim randevularını alacaktım. Kararlıydım. Ve moralimi bozmamalıydım. Artık içeriye girmiştim.. Derin bir nefes aldım..Ancak nefes henüz alveole ulaşmadan personelin sesi geldi..Hocam bir yakınım var. Teyzemin oğlunun dayısının kuzenin abisi… Şöyle bir bakıversen kalabalık olmadan. Karambolden bir gol daha yemiştim. Skor 4-0. Daha maça doğru düzgün ısınmadan 4-0 geriye düşmüştüm. İyi bakayım da önce bir oturayım sonra bir bardak çay yudumlayayım… Çay içerken de bakabilirsin hocam bizim için fark etmez… Benim için fark eder ama İyi bakalım getir hastanı…

Ama bugün annemim randevularını alacaktım., kararlıydım. Artık poliklinik başlama zamanı çoktan gelmişti. Kapıda sıralı ve numaralı onlarca hastaya bakma vaktiydi. Bugün hastaya da bakacaktım. Anneme randevuda alacaktım. Azimliydim…

Ancak baktım ki dünden yine farklı olmayacaktı bugünde. Yine hastaların muayenesi, reçetesi, acil sorunları, polikliniğin diğer sorunları, konsültasyonlar, acil servis, poliklinikteki hastalar, seminerler, sunumlar, toplantılar, konseyler…. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi çalan telefonlarım…Hatta bir ara tuvalette telefonum çaldığında hocam müsait misiniz ? diye sorduğunda şu an müsait olmadığımı tuvalette olduğumu söylemiştim nazikçe ama karşıdaki ses nasıl müsait değilsin en müsait anındasın dediğinde oraya koyuvermiştim zaten…

Ama azimliydim.. Bugün alacaktım randevuları…Araya öyle bir sıkıştırdım ki annemin randevusunu. Ve öyle mutlu oldum ki randevuyu almaya vakit bulduğum için. Artık büyük bir yük kalkmıştı üzerimden. Artık tetkik filan yaptırmaya da gerek yoktu. Randevular alınmıştı nasıl olsa. Gerisi yalandı. Günlerdir verdiğim mücadele başarıyla sonlanmış ve büyük bir adım atılmıştı. Birden aklıma randevu tarihinde anneye gerekli zaman ayırabilecek miydim? O geldi aklıma..Neyse bir formül buluruz dedim. Polikliniğin en yoğun saatine geliyordu da randevusu. Çok istemiştim biraz daha boş saate olsun diye ama ne yapalım. Randevuyu veren hoca bana ayak uydurmayacak ben ona ayak uyduracağım…

Maalesef poliklinikten ayrılıp daha önce tetkiklerinin yapıldığı hastalığının iyi bilindiği ve devamlı takipli olan hastaneye ve hocaya randevu gününde gidemedim. Randevuyu serviste yatan bir hastanın yeni ortaya çıkan acil bir tıbbi sorununa eşlik etmem gerektiğinden tekrar ertelemek zorunda kalmıştım. Hastayla mecburi olarak radyolojiye kadar gidip orada yapılacak olan işleme eşlik etmek zorundaydım. O an hasta her zaman olduğu gibi annemden daha önemliydi. Çünkü anne beklerdi. Anne hasta değildi. Doktorun annesi ve kendisi hasta olamazdı zaten. Öyle bir lüksü yoktu zaten. Beklerdi. Bekleyebilirdi..Bekledi de zaten. Her zaman olduğu gibi. Her zaman beklediğim gibi. Her zaman beklettiğim gibi. Ama güzel yüzlü annem hiçbir zaman bekledim diye hiç laf etmedi. Bir kere olsun suratını asmadı. Bir kere olsun iç geçirmedi. Hep hastaların daha önemli dedi. Sanki kendi hasta değilmiş gibi.. Ama sanırım bana da küstü…

Ama anneler küsmez…

Dr. Fatih SELÇUKBİRİCİK

Bu yazı 5893 defa okundu.


Yazarın diğer yazıları :

2 Yorum

  1. Ali Veli dedi ki:

    Verdiğiniz skorlar Beşiktaş’ın yıllar önceki 8-0’lık maçını hatırlattı bana. Yenilgiye rağmen Beşiktaşlıydık. Allah başta kendimize ve sevdiklerimize, fedakarlığın ötesindeki bu özveriden dolayı hep sağlık versin.

  2. Tahir Dalkıran dedi ki:

    Fatih abi durumu çok güzel özetlemişsin. Eline sağlık.. Dr.Tahir Dalkıran Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Yoğun Bakım Fellowu (11 yıl önce Çapa Dahiliyeden stajyeriniz.. K.Maraş)

Yorum yapın :