|

Farmakoloji Anksiyete Yaratır mı?

Hayır yaratmaz! Ancak anksiyeteyi anne-baba, karı-koca, sevgili vb. faktörler yaratır. Çünkü anksiyetenin başlıca kaynağı çevre faktörleri ve bu faktörlerin kişi üzerindeki yoğun beklentileridir. Çevreye karşı başarısız görünme ve bunun sonucunda yaratacağı düşünülen değersizleşme duygusudur, anksiyetenin temel kaynağı! Ancak sonuçta şurası da kesin; TUS’nda çalışılması gereken her ders gibi farmakolojide TUS çalışanlar için bir stres kaynağıdır. Evet, farmakoloji TUS’unun en korkulan derslerinden birisidir. Belki hem çalışması zor bir ders olduğu, hem de fakültelerde gerektiği gibi anlatılmayan bir ders olduğu için. Bu nedenle pek çok tusiyerin en zayıf olduğu derslerden birisi. Bu nedenle ben biliyorum ki, çevre faktörlerini izole edersek, TUS anksiyetesinin belli bir kısmından sorumlu.

Ancak girişte de belirttiğim gibi; anksiyetenin en büyük nedeni içsel kaygılardır. Bu içsel kaygıları oluşturan en büyük etken, kişinin çevresine karşı duyduğu onaylanmama korkusudur. Yani anksiyeteyi yaratan; esas olarak çevresinin kendisine karşı beslediği yoğun beklentilerdir. İşte bu beklentiler anksiyenin temel nedenidir.TUS çalışan kişinin hep beynini kemiren düşünce; “ya başarılı olamazsam, o zaman çevrem benim hakkımda ne düşünür” kaygısıdır. Anksiyete ile başa çıkabilmek için öncelikle bu kaygısının elimine edilmesi veya en azından azaltılması gerekir. Sosyal bir canlı olmamızdan dolayı, çevrenin üzerimizdeki beklentilerini tam olarak engelleyemesek bile, işte bu beklentilerin bizde anksiyete yarattığını baştan kabullenmek, anksiyete ile başa çıkabilmek için en önemli aşamadır.

Hayatımız boyunca, çevremizdeki herkes kendi beklentilerini getirip bizim üzerimize yıkar. Bizde ömür boyu bu beklentileri yerine getirmek için debelenir dururuz! Şunu içsel olarak benimsemeliyiz! Bu bizim hayatımız ve bu işi biz başkalarının beklentilerini hoş tutmak için değil, kendimiz için yapıyoruz. TUS çalışma sürecinde her türlü özveriye katlanan, gece-gündüz çalışmak zorunda kalan kişi biziz. Zaten katlandığımız yük yeterince fazla ve yer yer insanlık dışı bile olabilir. Tüm bu çektiğimiz eziyetlerin yanı sıra birde kimseye herhangi bir şey kanıtlamak zorunda değiliz. Çünkü biz zaten az yada çok fedakarlıklarda bulunarak, bu süreç içerisinde fazlasıyla hırpalanıyoruz. Bunun üstüne ayrıca birde, başarısız olursak ezilmek zorunda da değiliz.

Anksiyete ile başa çıkabilmek için, yine baştan kabullenmek gerekir ki; bu sürecin sonunda başarısızlıkta bir olasılıktır. Tabi ki elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra! Ve bu doğal bir olasılıktır! Çünkü bu kolay bir sınav değil ve başarılı olmanın zeka ile bir ilgisi yok. Burada bir birikim oluşturmak gerek. Başarı ancak böyle olur. Her başarısızlığın ardından, var gücümüzle yeniden başlamalıyız. Bu birikimi herkes kendi yaşam temposu içerisinde hızlı veya yavaş olarak gerçekleştirir. Ama bu noktada açık olmak gerekirse; bu birikimi kullanabilmek de biraz (bazen) şans meselesi. Yani gününde olmak. Biraz da kişilik meselesi; sınav anında sakin olmak, biraz kişilik özellikleri ile de ilgili. Dolayısıyla bu bağlam için konuşuyorum; değiştiremeyeceğimiz kişilik özelliklerimizden dolayı, çevremize karşı kendimizi borçlu sanmak, kendimize karşı yapacağımız en büyük haksızlık olacaktır!

TUS başarısını başkalarına karşı bir şey kanıtlamak için yapmamamız gerekir. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olup başarı yada başarısızlığımıza sahip çıkabilmeli ve kendimizin arkasında durabilmeliyiz. İşte bu anksiyeteyi olması gereken düzeye indirir.

Tüm bunları toparlarsak; anksiyete ile başa çıkabilmek ve başarılı olabilmek komplike bir sürecin sonunda olacaktır. Bu süreç zarfında anksiyeteye kapılmak çok doğal!  Ama olması gerektiği kadarıyla!

Herkese başarılar dilerim!

Dr. Atilla UÇAR

Bu yazı 6752 defa okundu.


Yazarın diğer yazıları :

Yorum yapın :